"Herkes yönetmen olmak için bu sektördedir"
Türkiye’de son dönemde diziler hayatımızı sarmış durumda. Herkesin takip ettiği en az bir dizi var. Onca zaman sıkışıklığının arasında onları takip etmeyi sürdürüyoruz.
Peki ekranlarda bizi büyüleyen ve koltuklara mıhlayan bu dünyanın arka planında neler oluyor?
Her şey öyle parıltılı mı. Yüzlerini tanıdığımız oyuncular dışında arka planda kalan büyük emektarlar kimler.
Son dönemde seyirci artık her yapımın arkasındaki esas beynin yönetmen olduğunu öğrendi.
Ancak seyircinin bilmediği ve görmediği setteki dünyayı ünlü yönetmenlerin çektiği bir çok tv dizisinde yardımcı yönetmenlik yapmış, reklam ve kısa film çekmiş Bursalı yardımcı yönetmen Serkan Güler ile konuştuk.

Yardımcı yönetmen tanımını ve görevini anlatabilir misiniz?
Yardımcı yönetmen yani reji asistanı veya asistanları , sette olup biten herşeyin planlamasını yapan yönetmenin verdiği direktifler doğrultusunda iş akışını sağlayan yani yönetmenin çekmek istediği herşeyi çekim anına kadar eksiksiz bir şekilde yerine getiren ve ekibin diğer elemanlarıyla organize bir çalışma yürüten insan veya insanlardır.Ancak günümüzde özellikle dizi sektöründe yardımcı yönetmen yani yönetmenden sonraki kişi ekip içindeki iş kaymalarından dolayı setteki zamanının çoğunu iş programı yapmakla geçirmektedir.iş programıda çok zor ve çok teknik bir iş olduğu için yardımcı yönetmenler maalesef yapması gereken asıl işleri asistanlarına devredip büyük bir zamanını bu işlerle geçirir.
Yardımcı yönetmenlikten sonra yukarı çıkış oluyor mu?
Yardımcı yönetmen gerçekten yönetmen olmak istiyorsa ve yetenekliyse zamanı geldiğinde birazda sansı yaver gittiğinde yönetmen olabiliyor.
Yardımcı yönetmen pişmesi gerçekleşiyor mu böylelikle?
Aslında yardımcı yönetmenin monitörün başından ayrılmaması lazım. Oysaki yardımcı yönetmen başını program yapmaktan kaldıramıyor. Bizde su anda yok görev kayması var. İş programını prodüksiyon gurubu'nun yapması gerekirken bizde o işi reji grubu yapıyor.
Asistanken sürekli setin içindesin ama yardımcı yönetmen olunca kenara çıkıyorsun. Bu da hoş olmuyor. Set dışında kalmak açıkçası doğru değil. Bu durumda set içinde pişmek asistanken gerçekleşiyor.

Sizce yardımcı yönetmene iş teslim edilmemesi tamamen görev kayması ile ilgili bir şey mi yoksa yönetmenin tavrı da olabilir mi?
Elbetteki yönetmenin tavrı da olabilir. Ancak bu görev kayması olmasaydı yardımcı yönetmene görev teslim edilmesi daha çok olurdu.
Çalıştığımız yönetmenler bunu yadırgıyor.
“Biz bir sene sonra filmi çekmeye başlıyorduk” diyor Yeşilçamcılar.
İş kaymasının sebebi nedir?
Senaryoyu çok iyi bileceksiniz, mekanları ayıracaksınız. Sahneleri, karakterleri, aksesuarları çok iyi bileceksiniz. Örneğin burada 5 sahne çekilecek. Buradaki bu odadan başlandığından bu odadaki 5 sahne çekiliyor. Bölümün en son sahnesi en baştan çekilebiliyor. Bu yüzden programa 5 sahne yerine 4 sahne yazılırsa ve siz o sahneyi çekneyi unutup mekanı değiştirir mesela buradan Uludağ Üniversitesi’ne kadar giderseniz sonra o sahne aklınıza gelir, bu 50 kişiyi geri getirmek, iki kamyon ışığı yer değiştirmek demek.
O yüzden bu çok teknik bir iş. Ve çok hassas. Dolayısıyla bu işi teknik olarak bilen konuya hakim kişiler üstleniyor. Bu kişiler de yardımcı yönetmenlerdir.
Setteki hiyerarşi
Yönetmenin altında şef asistan yani yardımcı yönetmen onun altında reji asistanları yani, diğer yönetmen yardımcıları olur. 1. asistan, 2. asistan 3.asistan kaça kadar gidiyorsa.
İki ayrı gurup var gibi. Her asistan aslında bir parça yardımcı yönetmendir.
Sektör ne durumda? Nasıl işliyor?
Çok büyük. Çünkü çok büyük rant var. Cılkı çıkmış durumda. Düzelir mi düzelir. Neden düzelir. Bu işi sevmeyen insan hatta sevmeyende değil bu işe aşık olmayan insan yapamaz. Bir süre çalışırsın sonra yeni projeler ortaya çıkar. Ya gidersin ya da kalırsın. Şimdi bu dönem gidicilerin belirlendiği bir dönem. 150-160 tane dizi çekiliyor. Türkiye’de 150 tane yönetmen yok.
Peki bu işler nasıl oluyor. Yardımcı yönetmen veya 1. asistansındır bir şekilde sana yönetmenlik teklif edilir (bu belki başındaki yönetmeni ekarte etmeni ya da yapımın onu ekarte etmesini gerektirebilir.) Teklifi hevesle kabul edersin ve koltuğa oturursun.
İş tutar tekniğin beğenilir devam edersin ama iş patlar dizi kısa bir süre sonra yayından kalkar veya yönetmenliğin beğenilmez işine son verilir. O zaman işin çok zor. Artık ne yardımcı yönetmensindir ne de yönetmen ! Gidersin! Ve arkandanda kimse ağlamaz orada önemli olan o işin devam etmesidir ve bunu yapanın Hasan, Ahmet, Mehmet, olması pek de önemli değildir.
Bu yüzden çok dikkatli olmak lazım pirince giderken bulgurdan olmakta var. Bu piyasa çok sert ve çok acımasız.
Bu sektördeki insanlar nasıl insanlardır
Her haliyle acayip stresli bir iş. Böyle olunca bir yerden patlak veriyor. Değişiyorsun set içinde.
Üşüdüm, darıldım, kırıldım yok. Bunları görünce insan etkileniyor. Eğer varsa içinde, sende bunu başarabiliyorsun ama yoksa kalıyorsun . Dediğim gibi başka işlere alışmışsan “sabah 8 akşam 5 çalışayım klimalı ortamda çalışayım” dersen. bir süre sonra sektörü ya kendin bırakırsın ya da sektör seni bırakır. Yapamazsın. İş böyle sert bir iş.

Aşk Gibi
Bu iş bir aşk'tır. Dengesiz bir sevgilidir işin. Ve sen onun için ölürsün. Bir proje başlar ve sevgilin aşkına yanıt verir iş süresince bu aşkı en güzel şekilde yaşarsın. Ve bir gün iş biter sevgilin senden uzaklaşır. Ama gerçekten aşıksan sen peşinden gider bir iş daha bulursun mutlu olursun.
Sonunda ne oluyor?
Bu işin sonu yok. İki tane iyi iş çıkarırsın. İki tane ödül alırsın. Tamam bu bana yeter yok. 2 tane aldın mı hemen onu cebe koyuyorsun. Sonu mezarda biten bir iş. Atıf Yılmaz ölmeden kısa bir süre önce film çekti. Tunç Başaran hala çekiyor “ölene kadar da çekecegim” diyor.
Hem sinema hem de dizilerin yükselişi bir furya mı?
Yok geçmez. Diziye her yapımcı her yönetmen her asistan sinema yapabilmek için katlanıyor.
Yönetmen 40 bölüm çekecek bilmem ne kadar para kazanacak. ve bir gün sinema yapacak. Yapımcı da kazandığı parayla bir gün sinema yapmayı deneyecek. Bu açıdan diziler bir sıçrama taşı.
Diziler Sinema sektörünü tetikliyor. O yüzden sırt çevirmemek desteklemek lazım. Çünkü o diziden ekmek yiyen o kadar çok insan varki. Bir dizi 50 kişi demek.
İyiliğini kötülüğünü sabahlara kadar tartışırız. Çok gereksiz işler var mı? Var Tabiî ki. Ama bu sinema sektörünü harekete geçiriyor mu? geçiriyor. Çünkü bu sektörde herkes sinema sektörünü düşünerek yaşıyor. Herkesi hayali sinema herkes sinema için dizi çekiyor.
Dizi sektörünün İstanbul’dan başka yerlere doğru gitmesi mümkün mü?
Bursa geliyor. Bursa 10 yıl içinde Türkiye’nin en büyük platosu olacak. Bugün bu zamanlarda bu işleri takip edenler 10 yıl sonra çok iyi yerlerde olacak. Onun için ben de Bursa’yla hiçbir zaman bağımı koparmıyorum.
Bunu nasıl hissettiniz. Bunun somut belirtileri var mı?
Elbette var.
1) İnsanlar İstanbul görüntülerinden bıktılar
2) Bursa İstanbul’dan çok daha ucuz bir şehir
3) Bursa en az İstanbul kadar güzel bir şehir
Bursa’nın İstanbul’la çok yakın olması avantaj gibi görünmesine karşın dezavantaj oluşturmuyor mu? Bursa İstanbul’un gölgesinde kalıyor çünkü.
Kalsın zaten Bursa İstanbul’dan bağımsız bir şey yapamaz. İstanbul her zaman olacaktır. Bunu şöyle düşünmek lazım İstanbul bir ön teker, o olmadan arka tekerleğin faydası olmaz. İstanbul’dan örnek alınabilir. Lokomotif güç İstanbul’dur.
İşin bir diğer realitesi bu iş şu anda İstanbul’dan tamamen bağımsız yapılması imkansız. Diziler zaten maliyet koşulları için dışarıda çekilir.
İstanbul halkı bu işe o kadar alışmış ki mesela İstanbul’a dizi çekmeye git. Üç katlı bir villayı kiralamaya kalk dizi çekeceğiz diye çok para isterler. Bursa’da sorduğunuz da miktar telaffuz ediyorsunuz “aa paraya bile gerek yok” diyorlar.
İstanbul’da set ekibini sokaklardan kovuyorlar. Bir önceki set ekibi adamın arabasının üzerine ışık düşürmüş. Ama Mardin’de Bursa’da böyle olmuyor. Şu anda halk Bursa’da böreklerle geliyor sete!
Reji ve oyuncular arasında işin doğası gereği bir fay hattı mı var?
Normal şartlarda olmaması lazım çünkü oranın hakimi rejidir.
İş yönetmende biter bizim sektörde . Her şey; oyuncunun iyi oynaması, kötü oynaması, setteki disiplin, hız, çalışma koşulları vs yönetmene bağlıdır. Bunu 20 tane yönetmene sordum. “Yönetmen olacak insan için ne tavsiye edersiniz?”şeklinde. Hiçbiri açı-kadraj falan konuşmadı.
Hepsinin söylediği tek şey var. Yönetmen bir babadır ve onun çalışanları kaç tane olursa olsun kaç yaşında olursa olsun onun çocuklarıdır. Yönetmen onları hiçbir sekteye uğratmadan çalıştırır uyum içinde . Yönetmen, yönetmen olursa oyuncu kapris yapamaz.
Kapris yapar belki ama onun bir sınırı var. Sektörün ona belirlediği bir sınır var. Şu kadar kapris yapabilirsin. Çünkü oyuncusun kapris yapacaksın. Yönetmen de yapıyor asistan da yapar ama onun bir sınırı var.
Yönetmen olarak, yapımcıdan, oyuncudan ,işten korkuyorsan o zaman kaybedersin.
Ama yönetmen olursun gözünü çevirdiğinde herkes titrer. Ama hiçbir zaman korkudan kaynaklanmaz bu. Yönetmenin işine, karizmasına, sanatına saygıdır bu. Tamamen duruma hakimiyettir. Sete hakim olabilen insan yönetmen olur.
Bazı yönetmenlerde karizmayı hakimiyeti sağlayamadığı için ortamı terörize ediyor. İşte o da olmamalı. Korku değil saygı titremesi olmalı. Bunun kıvamını tutturmak çok zor.
Röportaj: İdris AKIN